Weekend filminden:
" Bazen arkadaşlarım boynumun etrafındaki urgan gibiler... Çok uzun süre aynı arkadaşlarla olunca herkes ve her şey üstüne çimento dökülmüş gibi iç içe geçiyor... Bu koduğumun çimentosu haline gelmek istemiyorum. Sanki seni salmayacaklarmış, eski versiyonun ya da olmalarını istediğin versiyonun dışında biri olmana izin vermeyeceklermiş gibi."
...
Yıllar sonra lise arkadaşlarınızla bir araya gelirsiniz. İçten içe o lisedeki kendiniz gibi hissedersiniz. O olmadığınız halde. Ama onlar sizi öyle görecektir. Onları şaşırtmak, korkutmak, olduğunuzdan çok daha farklı bir insan olma potansiyelinizle ilgili ipucu vermek istemezsiniz. Kendiniz size büyük gelir; ağır gelir. Onlara değiştiğinizi gösterme şansını yaratmaktansa eski sizmiş rolü yapmak daha kolay gelir. Sürekli geçmişle o an arasında mekik dokursunuz. Kafanız karışır; mideniz bulanır. Bi' an önce yapmaktan hoşlandığınız şeyleri yaptığınız anı hayal edersiniz. Yatağınızın sıcaklığı, arkadaşlarınızın bilmediği derecede şekerli çayınızı yudumladığınız anın huzurunu hayal edersiniz.
" Aaaa sen bu tarz filmler izler miydin ya?"
" Aaa sen ne zamandan beri bu tarz giyiniyorsun?"
Bırak beni de olayım işte!
İnsanların kendilerini keşfetme, kişisel felsefi kabullerini kendi içinde tutarlı bir sistemde açıklayabilmeleri için gerekli pratik ve teorik süreçlerden geçmelerine izin vermek çok çok önemli görünüyor. Kimse tamamlanmış değil. Eski yazılarımıza, fotoğraflarımıza, lisedeki ders noktalarımıza baktığımızda garip bir yabancılık hissedersiniz o anda bulunan size değil mi? Aşırı varoluşçu tavır, bakış, zorlama gibi gelebilir. Kimse bitmedi daha. Soru sor. Yanıtları düşün. Potansiyellerin hayalini kur. Çakılma. Anlamaya çalış. Anladığını belli et. Bu kutsal an için kendini ver. Bundan daha kıymetli ne olabilir ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder