16 Aralık 2015 Çarşamba

Ufak kızgınlıklar.


Bugün sadece para kazanmak için katlandığım her geçen gün hayallerimdeki eylsemsel repertuarımı oluşturmamı engelleyen işime giderken boş bulması oldukça zor dolmuşa bindim.
Koca götlü adam yüzünden kapıyla adamın koca götü arasında rahatsız bir konumda sıkışıp kaldım. Oldukça kısa süren yolculuk olsa da dolmuş anlarım, kafamı boşaltabildiğim, rahatsız eden uyaranlardan bağışık olmasından dolayı iyi hissettiğim fakat o anda adamın koca götü yüzünden elimden alınan anın içindeydim. Adamın götünden öyle denli nefret ettim ki inmek için müsade etmemi rica ettiğinde yüzümü bile çevirmeden onu reddetme planları yaptım. Adam benimle aynı noktada indiği için bunu gerçekleştiremedim. 

                                                 Ben aslında böyle pasif agresif bir insan olmadım hiç:       Dünyanın - iyi ve ya kötü- işleyişine çomak sokmamak için varlığımı yadsıyıp, sanki yokmuşum gibi davranmaya özen gösterirken ve kendi insani doğamı reddetmek suretiyle onu dış dünyayı bozmamak için
 şekillendirmeye çaba harcarken dünya ve
 onun içindeki insanın da dahil olduğu bu şeyler 
bana nasıl ufak kabalık ve saygısızlıklarda bulunabiliyorlardı? 
Farklı farklı kıyafet, saç şekli, aksesuarlı olup yine de aynı olmayı başarabilen şüphesiz ordu diye adlandırılmayı hak eden insan yığını içerisinde her birine değmemek için elinden geleni yapan ben'e neden kötü davransındılar ki? 
Schopenhauer'in ve birkaç filozofun merak ettiği şu "ıssızlıkta ilk kez karşılaşan iki insan ne yapar?" sorusunu ne zaman bu insan ordusunun içine çıksam cevaplamaya çalışan zihnimde kendi beyin sıvılarımın içinde boğulduğumu hissederim. 
bana, büyük bir özenle tektipleştirdikleri 
kolları, omuzları, parmakları, çantalarıyla dokunmalarından, sigaranın üzerime sinmesinnden tiksinir gibi tiksinerek kaçınırım. 
Hayır, insandan nefret etmiyorum. Toplamı insanlığı vermeyen tek tek insanlardan nefret ediyorum. Ne tek ne de bir bütünün içerisinde var olamayan... Belki de kendi kendiliğimle çok takıntılı hale geldiğimden, tek tek insanların kendi kendiliklerinin benim onları gördüğüm nesneden çok farklı olabileceğini idrak edemiyorumdur. Çaba göstermiyorum. Nedeni, gerçek soru sormayan, gerçek cevap vermeyen, aynı yerde aynı tonlamayla aynı tip cevap vermeyi ahlaki tavır olarak seçmiş, beklendik, alışılagelmiş, anlamdan ve insanın "oluş"una ayak uyduran ele avuca sığmazlıktan yoksun, ezber ve kalıba dayalı motivasyonla tepkiler veren organizmaların benim dakikamı , saniyemi hak ettiklerini düşünmememdir elbette. 
Üzgünüz ki bize bu bilgisayar programını gözlerimizin önüne serecek bir Morpheus yok. Hardcore bir partide kulağınıza yaklaşıp, hakikati size fısıldayacak "gece" Trinity de yok. 
Hangimiz varız ki? Biraz daha var olma'ya yaklaştıkça aynı derecede baskın olan fizyolojik yıkımım...İkisinden biri kazanacak.Ama beni korkutan fizyolojik yıkımımdan önce ölmüş olmak.

21 yorum:

  1. Ne dolmuştaki adam, ne de aynı olmayı başarabilen insan yığını sizi farketmemiştir bile. Bilgisayar oyunu gibiler. Kendilerini çok özel sanıyorlar fakat milyonlarcası var. Tanımadıkları insanlarla ilgilenmiyorlar. Görgü kuralları, iyi davranmak para veya statü getirmediği sürece kullanmadıkları araçlar. Toplum eleştirmediği veya yakalanmadığımız sürece hayatımıza yani bildiğimiz gibi davranmaya devam ediyoruz. Onlar kafalarının içinden geçen resimlere bakarken, siz o duyarlılıkla geçip gidiyorsunuz yanlarından.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. toplum eleştirmediği veya yakalanmadığınız sürece hayatımızda yani bildiğimiz gibi davranmaya devam ediyoruz" her şeyin özeti gibi oldu.

      Sil
    3. Bazen düşünüyorum. Alışveriş yaptığında nakit, ay sonu veya taksitle ödersin. Eğer hiçbir şey ödemesen alıcı da müsade etse, hep alışveriş yapabilirsin. Bıkana veya evinde yer kalmayana dek. Ama biz yaptığımız hataların bedelini ödemiyoruz. Yahut en azından ödediğimizi düşünmüyoruz ve ödeyeceğimizden şüpheliyiz yahut çok var. Bu yüzden de yaptıklarımızla ilgili kendi sınırlarımız o kadar genişleyebiliyor ki yasal bir sorun yahut birilerinin yüz çevirmesi, kınama gibi şeyler olana kadar hayatımıza devam ediyoruz. Bu sorunlardan biriyle karşılaşırsak, ya yasalara küfür eder ve açığını ararız yahut bizi beğenmeyen insanları lanetleyip, ayıplarız. Bu da geniş olarak demek istediğim.

      Sil
  2. Bizler ahlaki ilkeleri olmayan, sürekli yer edinmeye çalışan, hayatı bir video oyununun aşamalarını atlatır gibi yaşayan bireyleriz. Max Stirner'in de dediği çok uzak gelmiyor bu bağlamda. Biricik olan ben'dir. Ben'in istekleri, ben'in arzuları her zaman önceliğimdir. İşte benim bu yazıda hissettiklerim, Max Stirner'in ben'leri arasında sıkışıp kalan kişinin hissettikleri. İnsanlar o kadar kötücüller ki, onlara iyilik yapmama bile izin vermiyorlar. Ben de onları "ellemiyorum."

    YanıtlaSil
  3. ilk cümle çoğunluk için doğru ama ilkeleri olan, kimse bakmıyorken bile doğrusunu yapmaya özen gösteren, bunun için diğerlerinden takdir beklemeyen insanlar da var. Ben'in istekleri ve arzuları muhakkak öncelikli olmakla birlikte tek odak noktası olunca insanın kendini imha etmesiyle sonuçlanıyor gibi gözüküyor. Tek başımıza yaşamak doğamızda yok gibi.

    Evet, bazı insanlara çok fazla yanaşmamaya katılıyorum. Çünkü güvenmek zor ve kalıcı bir güven, güvenme ikilemi yaşayabiliyorum. Bununla beraber, herkese bu çerçevede bakmak için onların salt veya çoğunlukla kötücül olduklarına dair bir kuramı doğru kabul etmek gerekir ki, ben bundan o kadar emin değilim.

    Toplum olarak bu noktaya geliş sebeplerimizden bir tanesini, mahalle ve komşuluk kültürünün yok olması olarak sayıyorum. Hoş, insan tanıdığına veya tanıdığının tanıdığına kötülük yaparken zorlanıyor. Aksine bu ortamda, paylaşmayı ve birlikte hissetmeyi daha çabuk öğreniyor. Bugünse, aklıma başka bir muhtemel sebep geldi. O da kuşaklar arasındaki iletişimsizlik. Örneğin eskilerde büyüklere gösterilen saygı, bugünlerde yerini nispeten onları hor görmeye veya yok saymaya bıraktı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son bölüm ile ilgili olarak benim de tasalarım var. Ben oldukça nostaljik biriyim, sürekli geçmişi özleyerek yaşıyorum. Beynim bu şekilde çalışıyor (hatta üst bilince ulaşmak için bile geçmişteki huzurlu anılardan yola çıkan ve geçmişteki imgelerin olduğu rüyalardan ağlayarak uyanan biriyim)

      Ben benden büyük veya statü olarak yüksekte olduğu için küçük veya alt olan taraf olarak saygılı olmam gerektiğimi düşünmüyorum. Eskilerle oturup sohbet etmekten zevk alabilirim ama saygımı kazanması için başka unsurları taşıması gerekiyor. O nedenle,bence o kültürün yıkılması iyi bile oldu. Gerçi sizin kastettiğiniz şeyi de anlıyorum. Eskilerde, etkileşimler naifti, özenli ve incelikliydi. Hoyrat değildi. Efendim, hanım gibi sözcükler hakiki manada kullanılırdı. 17 yüzyıl filozoflarının eserlerinin hitap metinleri hep, "değerli lordum" şeklinde başlardı. Eskilerdeki o özen ve saygı gösterme telaşı, kelimeleri doğru seçmeye gösterilen önemin kayboluşunun sebebi,iletişimsizliği de doğuran teknoloji. Teknoloji Rainer Funk'un değindiği Postmodern Ben dediğimiz öznelerin insanlara istediği şekilde davranmalarını sağladı/neden oldu. Artık herkes istediği insana ulaşabiliyor, telefonundan göğüs ölçüsüne göre adeta bir sanat galerisindeki bir parçayı seçer gibi birbirini seçebiliyor, istemediği anda iletişimi kesebiliyor, her defasında yeniden kendisini yaratabiliyor. Böylesi bir dünyada, eskileri özleyen nadir insanların yapabileceği hiçbir şey yok. Rüyalarda görüp, özlemle ağlamak dışında...

      Sil
  4. Statü olarak üst olanların iş hayatı dışında ek ek saygıyı hakedip etmedikleri bence tartışmalı. Bazıları tabii ki ediyor. Yaş olarak büyüklerle ilgili kastım şu aslında. Bugün bir şey öğrenmek istediğimizde internet ve kitap başlıca kaynaklar. Yaşı büyüklerin tecrübelerini ilk kaynaktan dinlemek, bizden öncesinin yaşayını anlatırlarken tanıklık etmek, o kültürü almanın önemli olduğu kanısındayım. Daha özel, yüce bir saygı için başka unsurlar da devreye girebilir ve haliyle öznel olacaktır.

    İletişimsizliğin sebeplerinden önemli bir tanesi teknolojiyi düzgün kullanamamız, onun doğasına boyun eğmemiz diye düşünüyorum. Artık herkes bir ünlü ki bu deyiş bile eskidi.

    Ben de zaman zaman geçmişe dalıyorum ve neden belli bir yıldan sonrasını anmıyorum diye düşünüyorum. Son 7-8 seneye bakış açımdan bu dönemin istediğim gibi geçmemiş olduğu sonucuna varıyorum.

    Rüyalar gelirsek, ben de bir süre parlak bir şekilde ayrılmadığım değerli birini görüyordum. Rüyada benimle hiç konuşmuyordu. Bilinçaltımda bir saçağın altında rolünü bekliyor gibi. Inception gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teknoloji benim ihtiyaçlarımı gideriyor, Yale Üniversitesi'ndeki profesöre elektronik posta atmamı sağlıyor. Ama beni dönüştürdüğü şey yalnızca benim onu doğru kullanmıyor oluşumdan değil, kullanıyor olmamdan kaynaklanıyor. Bazen keşke ev telefonundan ulaşmak zorunda olduğumuz dönemlerde olsaydık diyorum. Arkadaşıma ulaşmak için evde olacağı zamanı beklemek, evime çağırıp evde çay-çorba içmek, onun bazen ne yaptığından haberdar olmamak gibi şeyleri özledim. Şimdi kimsenin evine gitmiyorum, küçük odamda yarattığım digital evrene hapsoldum. Onun dışında ben yokum.

      Barış yapın onunla :) Ay kulağı tırmaladı bu; barışın.

      Sil
  5. Barış yaptım :) galiba o yüzden gözükmüyor artık.

    Bir araya geldiğinde birbirlerine anlatacak şeyleri kalmıyor insanların. O komik bence.
    "He evet gördüm, paylaşmıştın" diyorlar. Her şeyini paylaşmak delice geliyor, zaten birçok bilgiye ulaşılabiliyorken kiminle yediğim, tatilde ne yaptığım bana kalsın lütfen.

    Dijital evrene hapis birinin yazısına pek benzetemedim :) bir zamanlar ben de hapistim. Şimdi daha az evde vakit geçiriyorum. Vakit geçirdiğim insanlar konusunda fazla seçiciyim sanırım. Öyle olmalı diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz öyle deyince aklıma son zamanlarda insanların söylediği hiçbir şeyi aklımda tutamadığımı fark ettim. Sanırım ya b12 eksik ya da önemli bulmadığım şeyleri beynim saklamıyor. Kim bilir?
      Bana da sürekli neden fotoğrafımın olmadığını soruyorlar. Kendimi sevmiyorum ve seviyormuş numarası yapmak istemiyorum. Konuşmak isteyenlere, görüşelim, görürsün diyorum.

      Sizin adınıza sevindim. Evde vakit geçirmek belki iyi olsa da, insanın kendisini fark etmesi için başkalarıyla "çarpışması" gerekiyor. Yoksa çıldırırız.

      Sil
    2. Bence kendinizi seviyorsunuz. Belki arada birkaç konu sis oluyordur. Onların çözümü akıntının yönünü değiştirebilir. Kendinizi eğitmiş biri olduğunuzu varsayarak, tekrar değerlendirme talep ediyorum. Hem fotoğraf çekmeyi herkes sevmez, sevmek zorunda da değil :) o bir gösterge sayılmaz.

      Önemsiz diye akılda kalmıyor olabilir. Ben öyleyim.

      Sil
    3. Kendimi sevdiğimi neye dayanarak söylediniz?:)

      Sil
    4. Yazdıklarınızdan duyarlı biri olduğunuz kanısına vardım. Yoksa dolmuştaki adamı hatırlamaz veya bunun gibi birçok şeyi irdelemezdiniz.

      Duyarlı insanın da eğilimlerinden biri okları kendine yönlendirmesidir. En azından benim gördüğüm bu.

      Bu eğilim de, o yargının gerçek oluşundan değil; kişinin yapısından kaynaklanıyor bence.

      Bu yüzden bence kendinizi seviyorsunuz.

      Sil
    5. Umarım seviyorumdur. Umarım siz de.

      Sil
    6. Ben de öyle umuyorum. üzerinde bir düşünün efendim.

      Sil
    7. Düşüneceğim, teşekkürler.

      Sil
    8. Ben de teşekkür ederim, keyifli sohbet için.

      Sil
    9. Başka başlıkta görüşmek üzere! :)

      Sil
  6. Katılıyorum, görüşmek üzere :)

    YanıtlaSil